İzleyiciler

20 Aralık 2007 Perşembe

Karacaoğlan

Hayatı

Karacaoğlan'ın yaşamı üzerine, belge değeri olan yazılı kaynaklarda bilgi yoktur. Kendi şiirlerinden, halk söylentilerinden, kuşaktan kuşağa anlatılagelen menkıbelerden çıkarılan bilgilerin ise birbirini tutmadığı görülüyor.
Nereli olduğu bile kesinlikle anlaşılamamıştır. Barak Türkmenleri onu kendilerinden sayarken, Kilis'in Musabeyli bucağında yaşayan Çavuşlu Türkmenleri de kendilerinden olduğunu söylerler. Batı Anadolu'da yaşayan Karakeçili aşiretine göre onlardandır. Mersin'in Silifke, Gülnar, Mut ilçelerinde yaşayanlar kendi ilçelerinden olduğunu ileri sürerler. Gazianteplilere göre, bugün Suriye sınırları içinde kalan Akpınar köyündendir. Kırım'da derlenen bir menkıbeye bakılırsa Belgrad'lıdır. Bir söylentiye göre Kozan Dağı yakınındaki Bahçe ilçesinin Varsak köyünde, başka bir söylentiye göre gene Kozan'a bağlı Feke ilçesinin Gökçe köyünde doğmuştur.
Şiirlerinde ise şöyle diyor: "Kozan Dağı'ndan neslimiz /, Arı Türkmen'dir aslımız / Varsak'dır durak yerimiz"; Göğçe idi benim yerim durağım"; "Göğçe'den çıktım çocuktum"; "Vatanımız Adana Maraş"; "Yaylamız Bulgar Dağı'dır"; "Maraş illerine giden kervancı / Selam söyle bizim il'e obaya"; "Binboğâ dır benim ilim"; "Erzurum dur benim ilim"; "Mamalı'da ben bir Rıdvanoğluyum'; "Öz Adım Halil'dir köyümüz Hama".
Uzmanlar bu karışıklığı şöyle açıklıyorlar: Karacaoğlan halkımızın benimsediği, varlığında eridiği ozanlardandır. Türk halkı onun söylediği şiirlerle yetinmemiş onun adına şiirler söylemiştir. Yunus'a Pir Sultan'a yaptığı gibi. Şiirlerinden hangilerinin gerçekten kendisinin olduğunu hangilerinin sonradan uydurulduğunu ayırmak kolay değildir. Aynca, bazı şiirleri başkalarınca tekrarlanırken, ağızdan ağıza geçerken, ya da derlenirken, söyleyenlerin, derleyenlerin gönüllerine göre değiştirilmiştir. Örnekse, bir yerde "Binboğa'dır benim ilim" diye yazıya geçirilmiş bir dize, başka bir yerde "Erzurum'dur benim ilim" diye yazılıdır. Birinin yanlış olduğu yüzde yüz, ama belki ikisi de yanlıştır. Halkımızın Karacaoğlan'ı benimseme özlemiyse sonsuzdur. Yapılan yorumlar da hep bu özlemle biçimleniyor. Kırşehir'in Mecidiye ilçesinde bir Mamalı köyü var, ama hayır, Erzurum'lulara göre, Karacaoğlan'ın andığı Erzurum'un Mamahatun köyüdür. Daha ilginci, araştırmacılar Güney Doğu Anadolu'da Hama adında bir köy bulunmadığını söylüyorlar, yalnızca Kozan Dağı'nda bu adı taşıyan bir gedik varmış.
Bütün bu karışıklık arasında uzmanlar, Akşehirli Hoca Hamdi Efendınin 1875-76 yıllarında yazdığı yolculuk anılarına dayanarak, Karacaoğlan'ın Kozan Dağı yakınındaki Bahçe ilçesinin Varsak köyünde doğduğu söylentisini daha bir önemsiyorlar. Gene önem verilen bir söylenti de Kozan'a bağlı Feke ilçesinin Gökçe köyünde doğduğudur.
Karacaoğlan'ın adı Kırım'da derlenen menkıbeye bakılırsa Simayil, bir şiirine göre Halil, başka bir şiirine göre Hasan'dır. Hoca Hamdi Efendi de anılarında onun adının Hasan olduğunu yazıyor.
Gene bu anılara göre babasının adı Kara İlyas'tır. Varsak köyü Türkmenlerinden olan Kara İlyas, 1604'te, Kozan derebeylerinden Hüsam Beyin "tut kap asker devşirdiği" kargaşada tutolup sayıl askeri yazılmış, sonra da ortadan yok olmuştur. Böylece de Karacaoğlan' ın soyuna Sayıloğlu denmiştir. Bu Sayıloğlu sözü bir dizesinde de geçer. Başka bir söylentiye göre de o sırada Çukurova'da derebeylik eden Kozanoğulları ile arası açıldığı için, genç yaşta (24) memleketinden ayrılıp gurbete çıkmıştır.
Şiirlerinde pek çok yer adı anar: Adana, Ankara, Aydın, Bolu, Bursa, Diyarbekir, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Gümüşhane, Halep, Hama, İçel, Karaman, Kars, Kayseri, Konya, Malatya, Maraş, Mardin, Niğde, Sıvas, vb. Ayrıca, "Ne İstanbul koydum ne Diyarbekir", "Gidip İstanbul'dan ferman getirdim" gibi dizeleri, İstanbul'a; "Coşmuş Karadeniz köpüğün saçar" dizesi de Karadeniz kıyılarına gittiğine kanıt sayılabilir. Acaba Karacaoğlan andığı her yere gitmiş midir? Bağdat, Mısır, Trablus, Tunus, Şam, Yemen, hadi buralara da gitti diyelim, ama o Buhara, Hindistan, Çin'den de söz ediyor! Nerelere gittiğini, nereleri gitmeden andığını ayırmak olanaksızdır. Avusturya savaşları için şiir yazdığına, Firengistan'ı dolaştığını söylediğine bakılırsa, Rumeli'ye de geçmiş olduğıı anlaşılıyor. Ama uzmanlar Karacaoğlan'ın ömrünün çoğunu Çukurova, Gaziantep, Maraş dolaylarında, Toros dağlarında geçirdiği kanısındalar. Bütün yaşamı boyunca gurbette kalmadığı, obası ile birlikte göçlere katıldığı şiirlerinden de belli oluyor.
Hoca Hamdi Efendi'nin anılarında, "karayağız, seyrek sakallı, şuh meşrep, uzunca boylu levent bir adam" diye tanıtılan Karacaoğlan'ın yaşamı üzerine, çeşitli şiirleri yorumlanarak edinilen daha başka bilgiler de var: Gurbete iki kız kardeşiyle çıkmış, arkalarında da bir ağlayanları yokmuş, (anlaşılan anası da ölmüşmüş). Bir ara Bursa da ev bark sahibi olmuş. Kaç kere evlendiği bilinmiyor. Bir yerde başlık parası bulamadığından, bir yerde de çocuğu olmadığından yakınıyor. Sonra çocukları olmuş, ama karısı ölmüş herhalde, anasız kalmışlar. Evlat acısı da görmüş. Bir şiirine göre de aşireti devletçe Hama'ya sürgün edilmiş. Çok uzun yaşamış, öldüğünde iyice yaşlı imiş.
Karacaoğlan'ın, doğduğu yer gibi, öldüğü yer de belli değil. Hoca Hamdi Efendi'nin anılannda "Maraş civarında Cezel Yaylasında doksan altı yaşında iken vefat eyleyüp vasiyeti üzerine tenha bir pınar başına defn olunup sazı çürüyünceye kadar başucunda ağaçta asılı durduğu" söylentisi yazılı. Bir araştırmacıya göre, Nizib'in Keklice köyünde sazını dalına astığı bir ağacın altında yatıyor. Bir başkasına göre, Oltu'nun Penek köyünde ölmüş, Zemzem Dağı'ndaki Yasamal Yaylası'na gömülmüş. Bir söylentiye göre de, Tarsus'taki Ashab-ı Kehif Mağarası'na girip bir daha çıkmamış. Uzmanların gerçeğe en yakın saydıklan söylenti ise İçel'in Mut ilçesinin Çukur köyünde bir tepenin üstünde yattığıdır. Bu tepeye bugün Karacaoğlan Tepesi deniyor. Tepede bakımsız bir mezar, bir su sarnıcı, bir iki eski ev temeli var. Karşısındaki başka bir tepenin adı ise Karaçakıl Tepesi. Ozan'ın sevgilisi Karacakız'ın da o tepede gömülü olduğuna inanılıyor. Karacaoğlan kışları bu güzel yerlerde, kendi adını alan tepedeki bir mağarada geçirir, yaz gelince yaylalara çıkıp oradan oraya gezermiş. Ölümünden sonra Silifke, Gülnar, Mut köylerinde yaşayan köylüler onu ermişler arasına katıp mezarını adak yeri yapmışlar. Günümüzde de her yıl Haziran ayında Mut halkı bu mezarlara gelip saygı gösterisinde bulunmakta, bir Karacaoğlan günü düzenlemekteymiş.
Bir mezhep, bir tarikat adamı olmayan Karacaoğlan ele aldığı konularla çok geniş alanlarda yankılanmış, herkesin ilgisini çekmiş, herkesin sevdiği bir ozan durumuna gelmiştir. Şiirlerinin dilden dile çok dolaşması, çok değiştirilmesi, onun adına çok şiir uydurulması doğaldır.
Bu bakımdan uzmanlar Karacaoğlan'ın şiirlerinden gelen, çoğu birbirini tutmaz bilgilere pek güvenmiyorlar. Şiir Karacaoğlan'ın mı? Bir değiştirmeye uğramış mı, uğramamış mı? Bu soruların karşılığını bulmak kolay değil. Elli yıldır Karacaoğlan üzerine yapılan araştırmalar olumlu sonuç vermediği gibi, büsbütün karışıklık doğurmuştur, deniyor. Nitekim günümüzde bile uzmanlar kitaplarının bir baskısından öbür baskısına ozanın yeni yeni şiirlerini ekliyorlar. Ele geçen her cönkten değişik bir şeyler çıkabiliyor.
Halk söylentilerine göre Karacaoğlan 1606'da doğmuş, 1679 ya da 1689'da ölmüştür. Akşehirli Hoca Hamdi Efendi'nin anılarına göre ise, Karacaoğlan'ın babası 1604'te sayıl askeri yazılmıştır. Yani doğumu bu tarihten önce, ya da en geç 1605 olabilir. Doksan altı yıl yaşadığı söyleniyor ki, o zaman ölüm tarihi 1701'e kadar çıkar.
Uzmanlar böyle kesin tarihler veremiyorlar. Yalnız şiirlerde bazı tarihsel olaylara değinmeler var, onlardan yararlanarak şairin on yedinci yüzyılda yaşadığını söylüyorlar.
Örnekse, "Halebi Osmanlı aldı / Dağı taşa katar bir gün" beyti ile 1658 yılında Abaza Hasan Paşa'nın devlete başkaldınp ertesi yıl cezalandınlmasına değinildiği; "Sana derim sana ey Acem Şahı / Üstüne Mağrip'ten asker geliyor / Tahtını yıkıp da mülkün almaya / Sultan Murad kalkmış kendi geliyor" diye başlayan destanla 1622-1639 arası Osmanlı-İran savaşlarına değinildiği; gene "Hazır ol vaktına Nesme Kralı / Yer götürmez asker ile geliyor / Patriklerin inmiş tahttan diyorlar / Bir halife kalmış o da geliyor" diye başlayan destanla Fazıl Ahmet Paşa nın 1663-1664 Avusturya Seferine değinildiği kesindir deniyor.
Karacaoğlan'ın on yedinci yüzyılda yaşadığına kanıt gösterilebilecek daha başka şiirler de var, ama uzmanların en çok önem verdikleri kanıt şudur: Ozanın dili kesinlikle on yedinci yüzyılda yaşamış âşıklann diline benziyor. Önceki yüzyıllarda yaşamış ozanların kullandığı sözcükler onda yok. Bir de şu: Karacaoğlan'ın şiirlerinin bulunduğu cönklerin hiçbiri on yedinci yüzyıldan eskiye gitmiyor, Daha önceki yüzyıllarda yazılmış cönklerde onun şiirlerine rastlanmıyor.
Bir ara Karacaoğlan'ın on altıncı yüzyılda yaşadığını gösteren bazı belgeler bulunmuştu, ama sonradan bunların Karacaoğlan adlı başka bir ozanla ilgili olduğu, "Karacaoğlan" adının çok eskiden beri kullanılan bir ad olduğu ortaya çıktı.
Bütün belgesizliklerin ötesinde, uzmanlar, Karacaoğlan'ın on yedinci yüzyılda Güney Anadolu'da yaşadığına, ömrünün çoğunu Çukurova, Gaziantep, Maraş dolaylannda, Toros dağlarında geçirdiğine kesinlikle inanıyorlar.

Hiç yorum yok: